İnternette Arayınız!

22 Ocak 2021 Cuma

Bir İmam Hatiplinin Not Defteri-1

Ben tuttuğum notları sayfa sayfa yazmaya karar verdim. Ordu İmam Hatip Lisesine gittiğim 1975 yılında öğretmenimiz Osman Ünal derslerinde gösterdiğim başarıdan dolayı bir defter hediye etti. Bende deftere kıyamadım ve o günden başlayarak İmam Hatipte kaldığım yedi yılda bazı notları almak için bu defteri kullandım.

Şimdi defter elimde. Aldığım notlar o gün benim için çok önem arz etse de bugün pek önem arz etmiyor. Böyle olmasına rağmen ben bu defterdeki tüm 
aldığım notları hiç değiştirmeden yazmaya karar verdim. Zaman zaman bu notlarıma bazı açıklayıcı bilgileri ve hatıraları da eklemeyi düşünüyorum.

Ben Ordu İmam Hatip Lisesine 1975-1976 yılında kayıt yaptırdım. 1981-1982 döneminde ise mezun oldum. Bu notlar bu yıllar arasında benim gibi İmam Hatipte okuyan çocukların dünyasına bir yolculuk olur diye düşünüyorum. Aldığım notlarda tarihlerde var. Belki tüm İmam Hatiplerde okuyan öğrenciler direk benimle özleşmese de büyük bir kısmı benim o günlerde yaşadığım ruh dünyasını büyük ihtimal yaşamıştır. Ben diğer okulları yani liseleri ve ortaokulları pek bilmem. Ancak tüm gerçek olarak bildiğim bu yıllar arasında Ordu İmam Hatip Lisesinde yedi yıl yatılı olarak benim okumuş olmam.

O yıllarda İmam Hatipte okuyanlar nelerle meşgul olurdu?

Nerelere Giderlerdi?

Okullardaki öğretmenler nasıldı?

Öğrencilere hangi kitaplar tavsiye edilirdi?

Hangi gazeteleri okurlardı?

Öğrenciler kendi aralarında neler konuşurdu?

Sosyal ve kültürel faaliyetler nasıldı?

12 Eylül öncesi ne idi?

12 Eylülden sonra nasıl oldu?

İmam Hatipte hangi partiler ne kadar etkendi?

Sınıfımızdaki arkadaşların anne babaları nasıl bir hayat yaşıyorlardı?

Gerçekten iddia edildiği gibi bir partiye yakınlar mıydı?

Cemaat ve tarikat ilişkileri nasıldı?

O gün İmam Hatipte okuyanlar bugün ne işlerle meşgul?

Hangi partiye oy verirler?

Bugünkü hayatları ya da çocuklarına vaat ettikleri nelerdir?

Ve buna benzer bir çok soruya aldığım notlar kesinlikle cevap olacaktır.

Baştan söyleyeyim kendimi elimden geldiği kadar anlatılarımın ve notlarımın içersine yerleştirmeye çalışacağım. Gözlemlerimi aktarmaya gayret göstereceğim. Yine özelikle şunu belirtmiş olayım ki, bu yazılar sadece benle benim kanaatlerim ve benim yaşadıklarımla ilgilidir. Yüzde yüz kimseyi bağlamaz ama benim yaşadıklarımı ve benim düşündüklerimi ve yaşadıklarımı ve ruh dünyamı kesinlikle bağlar. Ben kendimi ve aldığım notları kesinlikle yazmaya kararlıyım…Bekir AKKAYA/KUMRU- 01.06.2008

*****************
Elimdeki “Notlarım” adındaki kareli Defterinin ilk giriş sayfasında şu notlar var. Bu Defter bana Osman Ünal Hocamız tarafından hediye olarak verilmiştir. İkinci sayfada ise Bekir Akkaya - Ordu İmam Hatip Lisesi- 6/C Sınıfı -No: 380 ifadelerinin altında 14.10.1976 tarihi mevcut.

İlk sayfada Ordu İmam Hatip Lisesi Müdürü Ekrem Şahin’in adı yazılı. Hemen yanında daha sonra okulumuz Müdürü olan Harun Tunç’un adı yazılmış.

Boş bırakılan kısımda ise Ordu İmam Hatip Lisesi 1980-1981 yılı mezunları çok sonraları şöyle kayıt altına alınmış. Mehmet Sobi, Hasan Cınık, Oğuz Özoğlu, Aydın Türkmen, Gürsel Tüner, Ahmet Şen, Mehmet Özer, Adem Yaman, Fazlı Gürler, Bekir Karaca, Ayhan Öztürk, Cemil Tuner, Cafer Sadık Yaran, Necat Yeşilbaş, Burhan İnanır, Hamza Yılmaz, Kemal Akıl, Hüseyin Yanar, Rahmi Coşkun, Yusuf Günay, Yusuf İnce, Sezai Eriçok, Salih Tecal, İbrahim Boladı, Mustafa Arıkan, İhsan Özdemir, İmdat Çaylak ve Turan Demir. Bu saydığım isimler Ordu İmam Hatip Lisesi 1980-1981 mezunları olarak benim not defterimde yer almış. Hemen belirteyim ben 1981-1982 dönemimde mezun oldum.

Ben bu yazıda not defterimde yazılı isimleri buraya aktarmak istiyorum. Diğer sayfada sonraları okulumuzda bir dönem Müdürlük yapmış olan Mehmet Şeref Ramazanoğlu’nun adı mevcut. Bu müdürümüz beni ben de onu hiç sevmemiştim…Diğer sayfada hala görüştüğüm ve çok takdir ettiğim ancak süreki benle kavga etmeyi tercih eden yine okul müdürlerimizden Ali Deniz’in adı yazılı. Bize aynı zamanda “Hitabet” dersine girmişti. Bir başka isim ise Süleyman Sarıca ki mükemmel bir öğretmenimizdi ve kendisi Erzincan – Tercan’dandı. Küçük kardeşi okulda benim çok iyi bir arkadaşımdı. Bildiğim kadarıyla hocamız vefat etmiş ve kardeşi ile yakın zamana kadar görüşüyor idik.

Diğer sayfada Mehmet Çalışıcı Hocamızın adı mevcut. Bizlerin Arapça dersi hocası olup kendisi okulumuzda Müdür Yardımcısı Olarak Görev yapıyor idi. Kendisi ile görüştüğümüz bu değerli hocamız şu anda Samsun İmam Hatip Lisesinde Müdür Yardımcısı olarak görev yapıyor.

Karşı sayfada Hamdi İnan Hocamızın ismi yazılı. Daha sonraki sayfada ise Mehmet Ali Kılıç (okulda öğrenciler “köpüklü”derdi) Hocamızın adı yazılı. Daha sonraki sayfada ise Edebiyat Öğretmenimiz Musa İşleyen’in adı yazılı. Musa Hocamızla halen görüşüyoruz ve şu anda kendileri Ordu Seçkin Dershanesinde Edebiyat Öğretmeni olarak görevini sürdürmektedir.

Bu notları o zamanlar neden tuttuğumu hala bilmiyorum. Ancak tutmuşum işte. Peki o gün tutmuşumda bugün neden tekrar ediyorum onu da bilmiyorum. Bu notlarımı baştan sona yazmayı ve internet ortamına aktarmayı düşünüyorum. Hocalarımızın adının yazılı olduğu sayfalar tamamen notlarla dolu. Şu ana kadar gözden geçirdiğim yedi sayfada isimlerin haricinde sıra ile şu notlar da mevcut.

Not Defterimin ilk sayfasında “Sanayileşmede Geriye Bakış” başlığı altında şu notları almışım.

“-Harun Reşit Batının temsilcisi olan Şarlman”a bir çalar saat hediye etmiştir. Bu olay 12-13 asır öncesi olmuştur. Bundan anlaşılıyor ki, saati ilk defa Müslümanlar yapmıştır. Şarlman bu saati alınca çalacağı sırada saati gözetler, saatin yanına cinler nereden geliyor diye onu ustaca gözetlemiştir.”

“-Çelik Sanayi Almanlar kurdu denilmektedir. Halbuki yıllar önce Haçlı Seferleri sırasında memleketimize gelmiş SOLİNGEN adlı bir Alman bizden öğrendiği ile memleketinde çelik sanayi kurmuş üne kavuşmuştur. Bu adam Müslüman ülkelerden çeliğe nasıl su verildiğini öğrenmiş ve Almanya’yı Çelik Sanayi bir ülke haline getirmiştir. Bugün hayret verecek derecede gelişmiş olan böyle bir çelik merkezinin hocası bizleriz. Bizim mensup olduğumuz alemdir.”

“- Yine bizler ilk defa topu dökmüşüzdür. Bunu başaran ise Fatih Sultam Mehmet’tir. Halen İstanbul’da bulunmaktadır. İşte bu Fatih’in dökmüş olduğu topları şimdi bizlerde yapabilecek bir firma yoktur…”

“- Sultan Hamit Han Büyük Sanayileşmeyi başlatan insandır. İlk elektrik santralini o kurmuştur. “

“-İlk Ford Otomobil 1905 yılında Ford tarafından imam edilmiştir.”

Yukarıdaki bilgiler tarafımdan 26.01.1977 tarihinde, Başbakanlık Basım Evi tarafından 1976 tarihinde Ankara’da basılan Prof.Dr. Necmettin Erbakan’ın Adana Konferansını içeren “Türkiyenin Sanayileşmesi” adındaki kitaptan alınmıştır.

Not Defterimin ikinci sayfasında ise o günlerde okuduğum ve çok hoşuma giden Ahmet Midhat’ın “Denizci Hasan-Hasan Mellah” adındaki romanından aldığım “Çok Evlenme” ile ilgili şu ilginç bilgi mevcut.

“Fas Padişahlarından Mevla İsmail, 1670 senesinden 1727 senesine kadar yani yarım asır müddet hükümet sürerek, bu müddet zarfında deftere geçmeyen bazı kadınlardan başka tam 8000 bin (sekizbin) kadınla evlenmiş ve bunlardan 825 oğlu ile 342 kızı olmuştur. Kendisi 1727 tarihinde vefat eylediği zaman erkek çocuklardan hangisinin padişah olacağı hakkında halk ve taraftarlar arasında büyük bir kavga çıktı. Çok kan döküldü. Nihayet 1757 tarihinde Seydi Muhammed ortalığa düzen vermeyi başardı.”

Ahmet Mithat’ın “Hasan Mellahın”dan şu aldığım notu da aktarayım.

“Kaf Dağı: Mitolojik Bir Dağ. Gerçekten bunun Kafkas Dağlarından biri olduğu tahmin edilir.” Bu notları 13.02.1977 tarihinde ilgili kitaptan not almışım.

Ahmet Midhat’ın gerek Hasan Mellahını, gerek Hüseyin Fellahını ve gerekse diğer romanlarını mutlaka okumalısınız roman okumanın keyfini yaşamalısınız.

Ben defterime bu notları neden almış olabilirim?

Çok evlenme konusu ilginç bir not olmasındandır. “Kaf Dağı” notu ise ?

Rahmetlik babamın Kaf Dağı ile ilgili çok anlattıkları vardı. Yecüc ve Mecüc Kaf Dağının arkasında olduğunu ve kıyamete yakın bir zamanda Kaf Dağını aşarak dünyayı istila edeceklerini, tüm deniz sularını içeceklerini söylerdi. “Bizim evde “Kara Davut” adındaki kitap en çok okunan kitaplar arasında idi. Delaili Hayrat Dediğimiz bu kitabın bizdeki adı Kara Davut idi. Babamın ikna etmek ve kendisinin söylediklerinin yanlış olduğunu belirtmek amacıyla ben bu notu tutmuştum. Daha sonraları babamı ikna edemedim. Ve bu konuda babamla zaman zaman çok tartıştığımız olurdu.

Not Defterimde bulunan bu notların hemen altında şu sözleri yazmışım.

“Girmeden tefrika bu millete düşman Giremez.

Toplu vurdukça yürekler onu top söndüremez.”

Mehmet Akif Ersoy

*********

“Kaç hakiki Müslüman gördümse hepsi makberdedir.,

Bilmiyorum ama Müslümanlık galiba göklerdedir.”

Mehmet Akif Ersoy

***********

“Allah’a dayan saye sarıl, hikmete ram ol.

Yol varsa budur bilmiyorum başka çıkar yol.”

Mehmet Akif Ersoy

************

Bir şey bilirsen söyle ibret alsınlar.

Bir şey bilmiyorsan sükut eyle insan sansınlar.

Karacaoğlan

*************

Her ne kadar yaşarsa bir kişi.

Akibet ölmektir onun işi

Süleyman Çelebi.

**********

13.04.1977 tarihinde Booker.T. Washıngtan’ın Kölelikten Kurtuluş kitabından şu cümleyi defterime kayıt etmişim. “Bilgisizlik bütün günahların anasıdır.”

Not Defterimin aynı sayfasında o günlerin bilinen gazetesi Tercümandan aldığım bir yazı var. 08.12.1976 tarihli Tercüman Gazetesinin “KİBARCA” adındaki köşesinde Osman Kibar yazdıklarını deftere aynen yazmışım. Tercüman Gazetesi’nde Osman Kibar şöyle yazmış.

-BÜLENT BEY-

-BİLMEDEN SAVRULAN HİKMETLER-

“Benim kanaatimce 1973’te doğan Ecevit imajı, Bülent Bey’in pek fazla parlak olmayan yüzünden değil, yılların köhneleşmiş ve yeniye hasret kalan Halk Partililerin gönüllerinde ve kafalarında yaşattıkları hayalin mahsulü. Yoksa Bülent Bey’in mazisi, soyu , sopu, tahsili ve karakterlerini ciddiyetle ve derinliğine tetkik ederek karar verebilselerdi ne “umudumuz” yaratılır, ne de genel başkan seçerlerdi.

Bülent Bey”i Halk Partililer, Elhak reklam sanatını çok iyi bilen , pireyi deve gibi satmasını becere Bülent Bey, konuşmalarıyla ve bilhassa manası çok güç anlaşıla bilen yeni kelimelerle dolu hitabeti ile kendisini Halk Partililerin hayallerindeki yere oturmasını becermiştir.

Kulağa hoş gelen konuşmalarıyla toplumun alışmadığı ve yepyeni hitabet şekliyle birden parlayı vermiştir.

Bülent Bey memleketini ve meselelerini çok az bilen ve fakat durmadan konuşan bir lider olarak Halk Partisinin başında bugün. Ekonomik bilgisi hiç denecek kadar az olan bir parti başkanı. Ama güzel konuşuyor. Ağzından ateş saçıyor. Ve halkı tahrik ediyor, edebiliyor. Fransızların bir tabiri vardır. “Agent provocateur” = Kışkırtıcı Ajan. Bülent Bey’e uyan bir sıfat. Hani çok güzel klarnet, ney , kaval ve zurna çalan sanatkarlar da vardır. İnsanı coşturan, duygulandıran nağmeler yaratırlar ama, bir tek nota bilmezler. İşte bizim” UMUDUMUZ” da hep problemleri ve solüsyonları bilmeden konuşur ve hikmetler savurur”. Osman Kibar/Tercüman/ 08.12.1976

Bu yazını defterime neden not almış olabilirim?

O yıllarda Tercüman Gazetesi “sağ” diye bilinen kesimin en büyük ve en etkili gazetesi idi. Daha çok benim gibiler bu gazeteyi okurdu. Parti olarak ta bu gazeteyi okuyanlar genelde oylarını sağ partilere verirlerdi.

Benim bu yazıyı deftere geçirdiğim tarih 1976’dır ki o günlerde Türkiye’de hatırladığım kadarıyla şu partiler mevcuttu. Bülent Ecevit’in başkanlığını yaptığı Cumhuriyet Halk Partisi, Süleyman Demirel’in Başkanlığını yaptığı Adalet Partisi, Necmettin Erbakan’ın başkanlığını yaptığı Milli Selamet Partisi, Alparslan Türkeş’in Başkanlığını yaptığı Milliyetci Hareket Partisi. Diğer ufak tefek partiler pek etkin değildi.

Sağ-sol ayrımı çok fazla idi. Mitingler, yürüyüşler ve grevler çok etkin biçimde yapılıyordu.

Bizim okuduğumuz okulda ise daha çok üç düşünce mevcuttu. Sol pek yoktu. Değişik öğretmenlerimiz vardı ama bunlarda okulumuza ya sürgün ya da geçici olarak geliyorlardı.

Okulumuzda çoğunluk kendilerini İslami düşünce içersinde olduğunu söylerdi. Pek kendilerini sağ olarak tanımlamazlardı. Bunlar kendilerini ya Milli Türk Talebe Birliğine bağlarlar ya da Akıncılar Derneği ile ilişkilendirirlerdi.

Okulumuzda sayıları İslamcılar kadar fazla olmasa da sağcı ve Ülkücü olarak tanımlayanlar da okulun büyük bir kesimini oluşturuyordu.

Yine sağ içersinde kalıp bu iki grubun dışında kalan ve kendilerini “Mücadeleci” diye tanımlayanlar da epey aktifti.

Her Cuma ve Cumartesi akşamı Ordu’nun değişik dernek ve teşkilatlarında öğrencilere yönelik etkinlikler düzenlenirdi. Bizi oralara götürürlerdi. Konferansı ya öğretmenlerimizden biri ya da o camiadan tanınmış birileri verirdi.

Ben şahsen tüm dernek ve teşkilatlara her Cuma ve cumartesi akşamı giderdim. Gitmeseniz bile yurtta kimse kalmazdı mecburen gitmek zorunda kalırdınız. Ya da bir üst sınıftaki ağabeylerimizi bizi alır götürürdü. Bazen Milli Mücadeleciler Derneğine, bazen Ülkü Ocağına, bazen Akıncılar Derneğine, bazen Milli Türk Talebe Birliğine giderdik. Bu dernek ve teşkilatların her birinin çok sayıda yayın organları da mevcuttu. Onları bizlere bedava verirlerdi.

Okuldan ve arkadaşlarımdan gizli Halk Evine, İGD’ye ve Aydınlıkcıların teşkilatlarına bol bol giderdim. Bana bol bol kitap ve dergi verirlerdi ama ben onları okula ve yurda sokamazdım. Okur dışarıda bırakırdım.

O günlerde çok sayıda sağ ve sol arasında olaylar yaşanırdı. Mesela Bizim İmam Hatip Lisesinin bulunduğu taraf yani Hastane Sapağı sağcıların elinde, Köprübaşı (Bülbül Deresi)nin öteki kesimi solculara ait bir yer olarak bilinirdi.

Bizde oralara dikkatli giderdik. Şahsen benim her kesimden son derece samimi arkadaşlarım mevcuttu. Kimse de bana pek fazla kızmıyor ve darılmıyordu. Olaylara ya da eylemlere beni pek fazla götürmezlerdi. Büyük ihtimal bunun en büyük nedeni ayağımın sakat olması olabilir. Ama yaptıklarını, düvdüklerini ya da dövüldüklerini bana hep anlatırlardı.

Okulumuzdaki öğretmenleri de biz bu şekilde tanırdık. Onlar da bizi öyle tanırlardı. Bazen de öğretmenlerimiz tarafından mağdur edildiğimiz olurdu. Mesela bir teşkilatta bir akşam öğretmenimizin verdiği konferansa gittiğimizde o öğretmenimiz sınıfta bizi tanır bize arkadaşlarımız içersinde farklı davranırdı. Onun düşüncesinde olmayan diğer öğretmenimiz ise bize buğz ederdi. Bizde ne yapacağımızı şaşırır idik.

Solcu diye bildiğimiz öğretmenler okulumuzda pek etkin değildiler. Onlar derslerine girer çıkarlardı. Biz de onları pek önemsemezdik. Onların bizlerle de pek bir alıp veremediği olmazdı.

Ancak üç değişik düşüncedeki öğretmenlerimizi nasıl memnun edeceğimiz bizim için zordu. Bunlar Akıncılar, Ülkücüler ve Mücadeciler…Yani o günlerde sokakta olduğu kadar okullarda hatta sınıflarda bile okumak zordu.

Not Defterimdeki notları sizlerle paylaşmaya devam edeceğim. Hem de sayfa sayfa…

Bundan sonraki notumun başlığı defterde Soljenitsin ve Batı Başlığını taşıyor. Aldığım notların başlığı ise Rusya ve Komünizm. Bu not defterimin dördüncü sayfası. Bu notlarımı bundan sonra sizlerle paylaşacağım.

Bu yazı devam edecek….

Bekir AKKAYA/KUMRU/01.06.2008 /KUMRU DESTAN GAZETESİ
-------------
©© Bekir Akkaya Blogspot Copyright 2000 ©© Sitemizde yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. Kaynak göstererek kullanmaya özen gösteriniz. Tüm metin, resim ve içeriğin hakları https://bekirakkaya.blogspot.com.tr/ye aittir. 5846 Sayılı Kanuna rağmen çalınan her türlü içeriğin hukuki ve cezai sorumluluğu çalanın kendilerine aittir. ©

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder