İnternette Arayınız!

14 Şubat 2021 Pazar

ESKİLER ÇOK GÜZELDİ /Bekir AKKAYA

Bu yazı 10.02.2005 tarihinde PROVİZYON GAZETESİ’nde yayınlanmıştır. 

Eskiden İki odalı evlerimiz vardı ve ahşaptan. İdare lambaları ocak başının bir bölümünü aydınlatırken içerinin büyük bir bölümü karanlıkta kalırdı. Ocağın başında oturmuş sadece ayaklarımızı ısıtarak bütün vücudumuz sımsıcak olurdu. Küçük çocuk ağaç beşikte ağlarken, annenin ninnileri beşiğin ayak seslerine karışırdı. Ve kedinin hırlaması ve bize sürtünmesi ile ona da bir yer verirdik ocak başında. Biz sıvamazken ocak başına, birden dış kapı çalınırdı. Her akşam olduğu

halde bütün çocuklar kapının vurulması ile heyecanlanır, birilerinin gelmesi, o küçücük ve  karanlık odada tüm aileye huzur ve mutluluk verirdi.

            “Buyur Halil Emmi!” der ve büyük saygı ile eve alınırdı. Hoş geldinizlerin ardından misafir her gün de gelse baş köşeye oturtulurdu. Zamanın nasıl geçtiğini kimse fark edemezdi. Pilli radyolarla “aces” denilen haberler büyük bir dikkatle dinlenir, çaylar yudumlanır, sohbetler gece yarılarına kadar uzardı. Misafir zifiri karanlıkta evine uğurlanır, çocuklar büyüklerin ısrarıyla bir yatağa yatırılırdı. Yattıkları halde çocuklar bile birbirlerine anlattıklarını ve anlatacaklarını bitiremezlerdi.

            Sabahleyin mesai mefhumu gözetmeksizin erken kalkılır gündelik işler kaldığı yerden devam ederdi. Hayat bir su gibi devam eder, umutlar ve hayaller hiç bitmek bilmezdi. Ne günün meşguliyet ve işleri ne de gecenin muhabbetleri kimseyi yormazdı.

            Eskiden, “bırak yaşamayı” ölümler bile güzel olurdu. Hastalığın ve sakatlığın bile bir tadı ve tuzu vardı. Çok uzak köylerde de olsa hastalananlar duyulur ve ziyaret edilirdi. Şimdiler gibi hastalıklar kısa sürmezdi. Güzel bir lisanla helalleşilir ve öyle ölünürdü. Kimsenin hiçbir şekilde acelesi olmazdı. Cenazeye gelenler arabalarla gelmedikleri gibi, işime geç kalmayayım diye hemen arabaya binip gitmezdi. Cenazeler bile bir düğün şeklin  olurdu.

            Eskiden şimdikiler gibi yollar olmazdı. Yollar çamur olduğundan taştan taşa atlanır belki de bu nedenlerden dolayı vücutta bir kireçlenme oluşmazdı. Geceleri yol ve sokaklar ışık olmadığından çıralar yakılarak aydınlatılır, gidilecek yerlere çıra kokuları eşliğinde gidilirdi. Şimdiki gibi, kimseyi araba tutmaz, mide bulantısı olmazdı. Bu küçücük yollarda tek sıra dikkatle gidilir büyükler önde küçükler arkada olurdu. Trafik lambaları olmasa da kimse kaza kurbanı olmazdı, ya da yaralanmazdı.

            Hiç bir evde sular akmaz ama, hiçbir mekanda da kir bulunmazdı.  Kadınlar çeşme başlarına gider muhabbet eşliğinde güğümlerini doldururdu. Su kaynaktan içilir, sohbetler gönülden yapılırdı.

            İmece usulüyle işler görülür, birlikte sofralara oturulur, bir dilim ekmeği bütün köy paylaşırdı. Hiçbir telefon olmadığı halde herkes birbirinden haberdar olurdu. Birine bir tiken batsa herkes aynı acıyı yaşardı. Meyveler daldan toplanır, bahçede ipten atlanır, sandıklara çeyizler katlanırdı. 

            Şimdi ise herkes yoğun, yorgun, mutsuz ve tek başına…Üstelik acımasız , gaddar ve hırslı…

            Buluşmak ümidiyle…

 

            BEKİR AKKAYA/10.02.2005/ PROVİZYON GAZETESİ

© Bekir Akkaya Blogspot Copyright 2000 © Kaynak göstererek kullanmaya özen gösteriniz. Tüm yasal haklar https://bekirakkaya.blogspot.com.tr/ye aittir. Çalınan her türlü içeriğin hukuki ve cezai sorumluluğu çalanın kendilerine aittir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder